Alie’nin Efsunlu Banyo Çayı
- 28 May 2025
- 7 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 19 Haz 2025
İnanması güç bir beş günün ardından heyecandan kıpır kıpır dayanamayarak Alie’nin evine koştum elbette. Neden mi? Çünkü tanıştığım adamla yeniden karşılaştık ve bu buluşmamız da tamamen tesadüf sayılacak nedenlerden ötürü meydana geldi. Yani elbette aynı bölgede yaşıyor ve aynı yerlere gidiyoruz ancak kim aynı hafta içinde ikinci bir karşılaşmayı bu kadar restoran ve kafe arasında denk getirebiliyor ki?
Ayrıca Alie’nin “10 Damla’nın Sırrı” mumunu da hafta boyunca her gün iki saat odamda yakarak keyif yaptım. Sanırım mumun gücü, benim ruh halimi ve niyetimi de etkiliyor. Belki de benim niyetim çevremdeki enerjiyi… Çünkü bütün hafta bu adamı düşündüm. Yerli yersiz onunla yaptığım sohbet aklıma geldi. İlişkiler konusunda uzun bir aradan sonra ilk kez yeniden olabilir mi diye kendimisorgularken buldum. Belki masalın devamı bu maceranın nasıl sonlanacağını da söyleyebilirdi.
Her neyse Alie’ye gittiğimde kış bahçesinde bir kitaba gömülmüş yarı uyuklar halde keyif yapıyordu. “Hava çok soğuk hemen içeri gel!” diyerek bana bir battaniye uzattı. Evime sadece bir bahçe mesafedeki Alie’ye giderken genellikle mont giymezdim. Küçükken yaptığım gibi yaramaz adımlarla koşarak kapısında belirmemi her zaman çok sevdiğini söylerdi.
Tabi ki öncelikle ona yeni tanıştığım bu gizemli adamı anlattım. En az benim kadar heyecanlanmıştı. Bir süredir hayatımda sadece iş ve spor vardı. Bu nedenle artık gönül işlerine de vakit ayırmamın çok yerinde bir tesadüf olduğuna inanıyordu. Yine de bu gelişmelerde mumun da etkisi olduğunu düşünüyordum.
O zaman bana bir mumun sadece bunu yaratma gücü olmadığını, esasen hayallerimin ve onların yarattığı niyetin bana bir yol çizdiğini söyledi. “Fakat bana eğer mumun görevini soruyorsan, aslında onun yaptığı senin içindeki bu motivasyonu tetiklemek, duygularını ve niyetini sana hatırlatmak…” dedi.
Bir süre sessiz sessiz kış bahçesini ısıtan sobanın çıtırdayan közlerini izledim. Dışarıda sadece kar ve rüzgar sesi vardı. Alie’nin sesi beni geri çağırdı. “Masalın devamına geçelim mi?” Muzip bir gülümsemeyle koltuğuma yerleştim ve ona baktım.
Serona serada karşılaştığı genç adamı aklından bir türlüçıkaramıyormuş. Şimdiye kadar gönül işlerine yaklaşmayan bu genç kadın, ilk kez kalbinde bir kıpırtı hissedince kaygılanmış, bu kaygısını yenmek için de kralın ondan istediği ikinci karışıma konsantre olmaya karar vermiş.
Bu karışım için bir araya getireceği kurumuş bitkileri kumaştan bir çay poşedine dolduracak ve hazırladığı her bir poşedi gün aşırı banyoda kullanmasını isteyecekti. Bu karışımda kullanacağı bitkiler mumda kullandıklarından biraz daha farklı olacaktı. İlk adımda mum fitili ateşleyen bir çağrı iken, devamında kullanılacak banyo çayı, onu sakinleştirecek, derin ve güçlü adımlarla ince ince ritüeli işleyecekti.
Gülleri babasının birkaç bahar evvel yolculuk yaptığı ve vahşi güller yetiştiren özel bir bahçeden getirdiği çuvaldan seçmişti. Özellikle sabaha karşı çiğ düşerken toplanmasını istemiş ve hepsini özenle yarı gölge bir alanda kurutmuştu. Şimdi bu gülleri kalpteki en ilkel ve en güçlü duyguyu uyandırmak için kullanacaktı. Dişil enerjiye sahip bu bitki, su elementini desteklediği için banyo çayı hazırlamak için fazlasıyla uygundu.
Yanına Ölü Deniz’den gelen kristal tuzdan bir kaşık eklemeye karar verdi. Tuz hem karışımın emilimini artıracak hem vücuttaki duraksamış, olumsuz enerjiyi arındıracaktı.
Kullanmayı en sevdiği ve vazgeçemediği bitkilerden biri de yine lavantaydı, onun dengeleyici, rahatlatıcı ve daha da önemlisi duyguları netleştiren eğilimi her karışımda mutlaka işine yarıyordu. Gülün dişil gücüne karşılık lavantanın maskülen ağırlığını koyarak karışımdaki dengeyi sağlamayı hedefliyordu.
Tam da banyo çayı için biçilmiş kaftan olan melisa bitkisinden topladığı ve kuruttuğu yaprakları da ekledi. Hava elementi ile uyumlu bu bitkinin limonsu kokusunu su buharında hissettirmek ve karışımın amacına ulaşmasını sağlamak için çok yerinde bir seçim olacak diye düşündü. Melisa’nın harmoni yaratan özelliği sayesinde en vahşi duyguları ve en kesin kararları bile dengelemek mümkündü.
Serona tüm malzemelerini hazırlayınca tezgahının başına geçmiş. Bu kısımda konsantre olmalı ve ikinci adım için bitkileri poşetlerine doldururken niyetini net bir şekilde kalbinde, zihninde ve ellerinde hissetmeliydi. Fakat bir türlü konsantre olamıyor, kafasında dönen türlü düşünceler odaklanmasını engelliyordu. Bunların başında da, kendine itiraf etmek istemese de, elbette Ezra vardı.
Sonra tezgahta onu bekleyen malzemelerine ve hazırlıklarına bakınca bu işi hakkıyla yaparsa kazanacağı parayı düşündü.Duruma canı iyice sıkılınca biraz uzaklaşmaya ve dışarı çıkmaya karar verdi. Kafasını dinlemek istediğinde ilk gittiği yer kasabanın hemen dışında kalan geniş zeytinlikti. Hızlıca sırtına bir şal attı ve babasına geç kalmadan geleceğini söyleyerek ayrıldı.
Kavurucu güneş ısınmış topraktan yavaş yavaş çekilirken,serinliğin içine ılık bir rüzgar yayılıyordu. Cırcır böceklerinin yüz yıllardır bitmeyen şarkısı eşliğinde Serona, toprak patikadan aşağı doğru yürüdü. Sadece kafasındaki seslere kulak vermek istiyordu.
Gelip geçecek şu kısa ömründe en çok neyi arzulamalı ve neyin peşinden koşmalı diye kendine soruyor, mantıklı yanıtların kalbine söz geçiremediğini gördükçe şaşırıyordu. Bahçeye vardığında gün batmak üzereydi, yaşlı zeytin ağaçlarının toprağı delen kökleri arsında ilerlerken zamana meydan okuyan ve olgunlaşan bu ulu varlıklara imrendi. O da sadece kendi halinde olmayı istemişti fakat anlaşılan bunun için bir ağaç olması gerekiyordu…
Şimdiye kadar bir eş istememiş veya akranları gibi aşk uğruna hayaller kurmamıştı. Fakat kalbi tersini söylüyordu, şimdi su gibi kana kana içmek istordu bu duyguyu. İlk kez böyle bir çelişki ile yüzleşiyordu ve artık kaçmak çare değildi.
Bu dalgın haline kaygılanan ailesine iş ve yorgunluk bahanelerini sunsa da, annesi değişimi hemen sezmişti. Bunun bekledikleri güzel haber yani eş adayı olabileceğini düşünerek hemen babası ile konuştu. Fakat kocası kendisi gibi düşünmüyordu. Bu önemli müşteriden gelen işin önemini, sadece sipariş aşamasında bile kaç kilo altın geldiğini ve kızının mutlaka bu işi doğru teslim etmesi gerektiğini söylüyordu. Gönül işleri biraz daha bekleyebilirdi.
Serona eve geldiğinde annesi onu hızlıca kenara çekti. “Çalışma odasında genç bir adam seni sorduğunu söyleyerek bir saattir bekliyor.” dedi. Bunun üzerine şaşkınlığını gizleyemeyen Serona, gelenin Ezra olduğunu hemen anladı. Annesi bu sırada yüz ifadesini inceliyor, damat adayının bu adam olmasından şüpheleniyordu. Yanakları kızaran Serona,hiç bozuntuya vermeden çalışma odasına giderken annesinin sinsi bakışlarını fark etti.
Ezra’yı tezgahtaki karışımları incelerken buldu. Onunla ve sevdiği işle ilgilenmesi hoşuna gitmişti. Bu ziyareti sanki olağanmış ve yıllardır tanışıyorlarmış gibi sıcak bir gülümsemeyle doğrudan neyle uğraştığını sordu. Serona da bunun üzerine hazırladığı karışımın rutin müşterilerinden birinin siparişi olduğunu söyleyerek geçiştirmeye çalıştı ama ocümlesini daha toparlayamadan Ezra, tezgahtaki kurumuş güllerden bir tanesini aldı, gözlerini uzak bir noktaya dikti vesanki gülün geldiği bahçeyi hayal edebilecekmiş gibikurutulmuş çiçeği avucunda ezerek kokladı “Gül pek çok şifalı karışımda bulunur ancak özellikle aşk konusunda birebir bir bitki… ” diyerek Serona’ya baktı. Bu adam yüzünden yaşadığı kalp çarpıntısı ve gerilim Serona’yı güçsüz ve çaresiz hissediyordu. Gülümseyerek kendisine yaklaşan Ezra ise ona ne yaşattığını bilir gibiydi. Elinden bir şey gelmeyince Seronason bir çırpınışla “Şuanda bu işi bitirmem gerekiyor Ezra. Senin için ne yapabilirim?” diyerek bakışlarını cesurca onun gözlerine çevirdi.
Ezra’nın en son isteği Serona’yı kendisinden uzaklaştırmaktı. Bu nedenle karşılıklı duygularının yarattığı gerilimi artırmak yerine geri adım attı ve sadece babasının öksürüğü için bir karışım almaya geldiğini söyledi. Serona hızlı bir şekilde stoklarında bulunan şurubundan paketledi ve Ezra’yı hızlı bir şekilde gönderdi.
Kalbinde büyüyen duygularla artık savaşamıyordu. Fakat bu duygular aynı zamanda odaklanmasını engelliyor ve kaç gündür müşterisi için hazırladığı banyo çayının başına oturduysa da bir türlü karışımı tamamlayamıyordu. Bir akşam annesi uzun zaman sonra ilk kez çalışma odasına geldiğinde kızına döndü ve “Banyo çayı hazırlıyorsun değil mi?” diye sordu. Serona şaşkınlıkla bakınca muzip bir gülümsemeyletezgaha doğru yaklaşarak “Unutma ki bu işi benden öğrendin. Uzun zamandır bu tezgaha yaklaşmamış olsam da seni ve bitkileri gayet iyi tanıyorum. Bu akşam gökyüzünde dolunay var ve ben de düşündüm ki kadınlar hamamı yapmanın tam vaktidir.” Serona gözlerini devirirerek uzaklaşırken. “Her şey hazır, sen sadece banyo çaylarını getireceksin, sonrası bizde.” diyerek gülümsedi ve yanıt beklemeden odadan ayrıldı.
Aralıklı dizilmiş evlerin kesiştiği noktalarda bulunan bu toprak kubbeli hamamlar, dileyen ve biraz da para ödeyen tüm misafirlerine özel hizmet sağlıyordu. O akşam hamamın önünde buluşan yedi kadın kıkırdayarak içeri girdiğinde, bembeyaz taştan salonun yüksek duvarlarında sesleri keyifle yankılandı. Her yanı büyük yapraklı bitkiler, kamıştanörülmüş, yumuşacık örtülerle kaplanmış koltuklar ve aynalarla süslenmiş bu egzotik alanın tam ortasında, zemininde mozaiklerle işlenmiş denizkızı figürleri bulunan yuvarlak bir havuz yer alıyordu. Havuzun üzerinden yükselen buhar, hem salonu nemlendiriyor hem de ısıtıyordu. Aralıklı dizilmiş mumların ılık ışığı ve kubbenin hava deliklerinden sızan ay ışığı altında kadınlar soyunmaya başladı. Bu sırada Serona’nın annesi de havuzun başına geçerek herkese çağrıda bulunduğunu söyleyerek sözüne başladı.
“Bu akşam dolunayın ışığı altında biz, sadece kadınlar olarak toplandık. Keyif, neşe, cazibe ve güç bizimle olacak. Hiçbiri için kendimizden fazlasına ihtiyacımız olmadığını hatırlayalım. Serona sizler için güzel bir banyo karışımı hazırladı. Bu karışım sayesinde aynı enerjide buluşacağız veniyeti ona destek olacağız.” Bu sırada kadınlar sırayla suya girmeye başladı. Annesi çayların bulunduğu kumaştan keseleri havuza attı ve tüm kadınları el ele havuzun içinde çembere davet etti. Sonra da Serona’ya dönerek “Şimdi sen söyle, söyle ki bu çemberin niyetini bilelim.” dedi. Hazırlıksız yakalanan Serona önce nasıl başlayacağını bilemedi. Ancak çemberin gücünü hissediyordu. Tek yapması gereken zihnini akışa ve ağzından dökülecek kelimeleri kalbine bırakmaktı. Kadınlar ağır adımlarla dönerken çay banyo suyuna karışmaya başladı ve Serona niyetini sözcüklere dökmeyi başardı.
Salonu kaplayan koku Serona’nın dudaklarına ve çemberin tekrar eden şarkısına dönüştü. Her bir kadın karışımın ve niyetin çağrısına kulak verdi. Ay ışığı altında bu efsunlu suda yıkanarak aşk için dileklerini tekrarladı.
Ertesi gün Serona yeniden tezgahının başına geçtiğinde gün tamamlanmadan ikinci karışımı da paketlemeyi başarmıştı. Akşam üstü annesi kapıyı çalarak yanına geldiğinde kızının banyo çaylarını bitirdiğini görünce gülümseyerek “Nasıl gidiyor?” diye sordu. Serona her zamanki gibi hayran olduğu annesine minnetle bakarken annesi “Bana öyle geliyor ki kader yolunu yine de çizmeyi başarmış kızım. Ben de bir zamanlar hem bir şifacı, hem eş, hem de anne olmayı seçtim. Fakat hepsinin yeri ayrı elbette. Biri var diye diğerini hayatımdan çıkarmadım. Sadece ben tercihlerimi yaparken sana öncelik vermeye karar verdim.” Serona annesinin neyi ima ettiğini ve kafasındaki soru işaretlerini bildiğini görünce gözlerini yere çevirdi. “Önemli olan senin fark etmendi Serona, bazen tek çıkar yol savaşmak yerine kabul etmektir kızım. Aynı su gibi yollar açmak veya bulunduğun kabın şeklini alabilmektir. Gücünü hangi kanala yönlendireceğini öğrenmek sana kilidi açacak anahtarı verir ve sen dün gece duygularınla savaşmak yerine onları kabul ettiğin için odaklanmayı başardın.”
Böylece Serona o akşam Ezra’nın kapısını çalmaya karar verdi. Seraya vardığında yaşlı ev sahibi, oğlu ile akşam yemeğinden kalkıyordu. Serona’yı görünce gülümseyerek onlara keçi sütü ikram etti ve yanlarından ayrıldı. Ne konuşacağını bile bilmeden kendini ana bırakan Serona, ateşin başında, önünde uzanan üzüm bağlarını izliyordu. İlk kez korkmadan veya kaygılanmadan ruhunda cesareti ve kalbinde tutkuyu hissediyordu. Artık hazırdı.
Alie durunca, bir anda masala ara verdik zannettim. Oturma odasına giderek dolaplarını karıştırmaya başladı. Sonra elinde kumaş bir keseyle yanıma geri döndü. “Bunu ben hazırladım.” diyerek kıkırdadı ve keseyi bana uzattı. Üzülerek keseye baktım “Ama benim küvetim yok ki.” Çayından bir yudum alırken bacaklarını altında topladı ve omuz silkip “Önemli değil, duş başlığının altına as ve sıcak su ile yıkan yeterli. Su bu keseyi yıkandığın süre boyunca süzecektir. Bence harika bir karışım oldu! Bakalım sen ne düşüneceksin.”
Merakla masalın devamını bekliyordum. “Peki ne konuşmuşlar Serona ve Ezra?” Alie gülümseyerek arkasına yaslandı. “Eh orası da sonra artık.”
Ertesi akşam çayı hemen denedim elbette! Önce yüzüme Alie’den öğrendiğim kil maskesini uyguladım, sonra da nostaljik bir müzik listesi açtım ve birkaç mum eşliğinde ılık bir duş aldım. Bu tipte aktivitelere çoğunlukla üşensem de efsunlu banyo çayını denemek için fazlasıyla hevesliydim.
Lavantaya karışan melisanın limonsu kokusu banyoyu kapladı. Benim eski banyom bir anda Serona’nın gittiği hamam gibi mistik ve rahatlatıcı hale getirmişti. İlk kez ben de bir niyetimin olduğunu hissettim. O adamı bulacak ve onula konuşacaktım. Biliyordum ki doğru zaman geldiğinde ayaklarım yeniden beni doğru yere götürecekti. Aynı geçen sefer olduğu gibi…



Yorumlar