top of page

Alie’nin Mistik Mum Tarifi

  • 28 May 2025
  • 9 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 19 Haz 2025

Alie ritüellerden hoşlanan bir kadındı. Çözemediği pek çok konu için özellikle bitkisel ve şifalandırıcı karışımlar yapmaktan hoşlanırdı. Sayesinde ben de çoğu kez onun bu sihirli karışımlarından yararlanma fırsatı buluyordum.


Sadece kendi tariflerini de yapmazdı, dünyanın pek çok yerini görmüş bir kadın olarak kafasında yüzlerce masal ve reçete taşıyordu. Çoğunlukla kişisel bakım, yemek ve içmek için karşımlar yapsa da Alie aynı zamanda eğlenceli fikirleri de olan bir kadındı. Bitkilerin ve niyetin gücünü hiçbir zaman azımsama derdi.


Bir akşam yine onu ziyarete gittiğimde, arka kapıdan gizlice cama yaklaşıp mutfakta neler yapıyor diye baktım. Tezgahının başına geçmiş kendi kendine mırıldanarak ve kıkırdayarak bir şeylerle uğraşıyordu. Beni fark edince gülümsedi ve keyiflenerek kapıya geldi.


Evi aromatik, biraz çiçeksi ve biraz da baharatlı kokular sarmış, şöminesinin ateşinde bir küçük kazan ve içinde bir de kavanoz kaynıyordu. Hemen merakla tezgahtaki küçük koyu renkli şişelere ve yığınla kurumuş bitkiye baktım. Gel, gel çok keyifli bir karışım hazırlıyorum diye beni şöminenin önündeki koltuğuna davet etti.


Önce bize güzel bir bitki çayı demledi sonra yanıma gelip oturdu ve küçük bir mum yaktı. Bir süre sonra mumun kokusu odaya yayılmaya başlamıştı. “Koku güzel değil mi?” Hayranlık dolu ifademi görünce de devam etti. “Bu benim geçen yıl bir arkadaşım için hazırladığım “10 Damlanın Sırrı” isimli mum. Sadece yanmasının dışında farklı kerametleri de var tabi…” Bana cilveli bakışlar atarken göz kırptı. “Bir arkadaşım uzunca bir zamandır yalnızdı. Eşinden ayrıldıktan sonra bir daha gönül işlerine bulaşmam, benden geçti diyordu. Ben de eşimi kaybettim, insanın kalbinin kırılması ne demek biliyorum. Bu nedenle onu anlıyordum fakat insana mutluluk veren de kalbini hızlandıran da aslında salt heyecanlardır. Bana bu heyecanı hatırlamadığını söyleyince üzülerek onun için biraz motivasyon ve biraz da umut yaratmaya karar verdim.”


Çaylarımızı klasik kabartma çiçekli cam bardaklarında servis ederek şöminenin üzerinde fokurdayan küçük kazanın yanına gitti. Her şeyin yolunda olduğunu görünce gülümseyerek yanıma geri geldi.


“Bazen yeni insanlarla tanışmak ve kalbine yeni duyguları davet etmek göründüğü kadar kolay olmayabilir. Özellikle gençken bu çok daha kolayken biraz daha yaş aldıkça insan kendi içine fazla kapanıyor. İç güdülerini, sezgilerini ve heyecanını yeniden canlandırmaya ihtiyaç duyabiliyor.


Aslında sevgililer günü bana hiçbir şey ifade etmez ve onu kutlayanlardan değilim ancak göz ardı edemeyeceğim önemli bir konu var. O da dünyada pek çok insan tarafından bugün hevesle bekleniyor, hayaller kuruluyor ve tüm olumlu duygular bu süre zarfında yükseliyor. Bu rüzgardanyararlanmak gerekir değil mi?”


Ne demek istediğini anlamaya çalışıyordum. Yüzünde muzip bir gülümsemeyle bana hazırladığı karışımdan bahsetmeden önce kısa bir masal anlatacağını söyledi.


Bu masalın adı “10 Damlanın Sırrı”. Masalı bana anneannem anlatmıştı. Bir zamanlar yalnız ve gezgin bir kadındım, bir ilişki isteyip istemediğime, aşık olmak istediğime emin olamıyordum. Bu duygudan korkmamayı öğrenmek zaman aldı. Aynı Serona gibi…


Serona, Kral Süleyman’ın hüküm sürdüğü yani M.Ö 900’lü yıllarda, onun bir zamanlar ihtişam ve refah içerisinde yönettiği topraklarda doğmuş. Bu bilgeliği seçen kralın ışığı altında halk, kalkınıyor, gelişiyor ve altın çağını yaşıyormuş.


Babası tüccar ve annesi de çok başarılı bir şifacı olan Serona, büyüdükçe aynı annesi gibi bitkilerin şifalarını kullanmak ve onları birleştirmek konusunda becerikli bir kıza dönüşmüş. Sabahları sadece annesinin dükkanında işlere koşturuyor, müşterilerine siparişlerini götürüyor, akşamları da ev işlerine yardım ediyormuş. Saygılı ve sessiz duruşu sayesinde pek çok insanın gönlünü kazanıyor, çalışkanlığı ile ailesine gurur veriyormuş. Fakat Serona da her genç kız gibi serpilip, güzelleşince artık yuva kurması gerektiğini söyleyen sesler de artmaya başlamış. Çevrelerinde onu beğenen aileler, annesine çeşitli tekliflerle geliyor ve eğer kendi oğullarını tercih ederlerse kızlarına ne kadar iyi bakacakları konusunda ikna etmeye çalışıyorlarmış. Fakat konusu ne zaman açılacak olsa Serona mutlaka kaçacak bir bahane buluyor, sonunda da kendisini işine adadığını ve başarılı bir şifacı olmak için çalışmak istediğini söylüyormuş.


Zaman hızla akmış ve annesiyle babası yaşlanarak yavaş yavaş işleri Serona’ya bırakmaya başlamış. Bekar ve uygun adaylar tek tek tükenirken annesi hem kaygılı hem de kızının bu haline çare bulamadığı için üzgünmüş. Bu zaman zarfında Serona’nın yetenekleri de gelişmiş elbette, köyleri, kasabalarıve çölleri aşmış; bu elleri şifalı kız dilden dile anlatılır olmuş. Söylenti sarayın mermer koridorlarından Kral Süleyman’ın tahtına kadar uzanmış. Kendisi de şifa ve özellikle bitki bilimi konusuna meraklı olduğu için hakkında konuşulan bu kızın yeteneklerini merak etmiş. Sormuş soruşturmuş ve sonunda Serona’nın izini bulmuş. Ne var ki kesinlikle kral olarak tanınmak istemiyormuş. Eğer anlaşılırsa dilediği araştırmayı yapamayacağını biliyormuş. Bu siparişten en verimli sonucu alabilmesi için kendini gözünü boyamak için söylenen yalanlardan, insanın zenginlik, ün ve şöhret iştahından sakınmalıymış. Bu nedenle Serona’nın yanına tebdili kıyafet giyinerek gitmiş.


Çölleri, köyleri ve kasabaları aşmış. Sonunda kızıla çalan topraklarda, güneşte kurumuş çamurdan yapılmış 2 katlı binaların bulunduğu bir kasabaya varmış. Kasabanın taştan duvarlarının bittiği yerde yoldan gelmiş diğer tüccar ve gezginleri takip ederek içeri girmiş. Dükkanlarında çeşit çeşit malzemeler, bitkiler ve yiyecekler satılan, tezgahları türlü türlü kumaş ve süs eşyası ile dolu kalabalık bir sokağa kadar gelmiş. Burada çatılara gerilmiş örtülerin gölgesi altında bam başka bir hayat varmış. Gürültünün içinden hararetli pazarlıksesleri yükseliyor, ara sıra oynayan küçük çocuklar çığlık çığlığa sağa sola koşturuyor ve kimi binanın önünde tülden kıyafetlerle süslenmiş davetkar kadınlar müşterilerini bekliyormuş. Hiç kimse onun bir kral olmasına ihtimal vermediği için rahat rahat kasabada gezinmiş.


Kral Süleyman, Serona ile konuşacağı konunun hassasiyeti sebebiyle akşam olana kadar, yani hiçbir koşulda başka müşterileri ile karşılaşmayacağına emin olana kadar beklemiş. Sonunda saat gece yarısına yaklaşırken Serona’nın kapısını çalmış.

Yaşlı babası kapıdakinin sıradan bir müşteri olmadığını görür görmez anlamış. Zamanında tüccarlıkla uğraşırken çok çeşitli müşterileri olduğu için giyim, temizlik ve konuşma biçimlerinden insanları tanır, kimin cebi dolu kiminki boş bilirmiş. Normalde geç saatte müşteri kabul etmemelerine rağmen bu gezgin kılıklı kıymetli misafiri hemen içeriye davet etmiş.


Ağır adımlarla içeri giren gezgin, kurumuş bitkilerin ve çeşitli malzemelerin dizildiği koridordan geçerken etrafını inceliyor, ara sıra mırıldanır gibi sesler çıkararak bir şeyleri kafasında onaylıyor ve bir yandan da yaşlı adamı takip ediyormuş. Dükkana varınca gezgin durmuş ve kafasındaki örtüyü açarak sessizce odayı incelemiş. Serona her zamanki gibi tezgahının başında, bir yandan elinde kömürden bir çubukla büyük bir deftere notlar düşerken, bir yandan da şömine ateşine koyduğu küçük toprak kazanda ferahlatıcı bir karışım kaynatıyormuş.


Babası öksürünce kafasını kaldırarak şaşkınlıkla bakmış. Gezgin kimseden yönlendirme beklemeden masaya doğru yaklaşınca babası önden hızlıca giderek sandalyesini tutmuş. Babasının bu davranışı üzerine Serona gelen kişiyi tanımasa da önemli biri olduğunu hemen anlamış.


Gezgin Serona’nın kendisi için 3 ayrı karışım hazırlamasını istemiş. İlkini ateşle bağlamasını, ikinci karışımı suyla ve sonuncusunu da havayla bağlamasını söylemiş. Bu karışımları ne için hazırlayacağını soran Serona’ya biraz şaşkın ve biraz da haddini aştığını düşünerek bakınca, Serona “Ben tüm karışımlarımı bir niyetle hazırlarım. Bitkiler yalnız başına da etkilidir ancak onları güçlendiren aslında niyettir. Sizin tam olarak ne istediğinizi bilmeden bu karışımı doğru bir şekilde hazırlamam imkansız.”

Bunun üzerine misafirinin gerildiğini anlayan babası odadan çıkmış. Serona ile yalnız kalan gezgin, cebinden bir defter çıkararak Serona’ya bakmış. Anlayacağını pek düşünmese de ona notlarını ve çizdiği tılsımları gösterirken, niyetinin uzun zamandır bitiremediği bu ritüelleri tamamlayacak birgüçlendirici bulmak olduğunu söylemiş. Fakat Serona bu karışımların sıradan bir amaca hizmet etmeyeceğini ve genellikle duygusal ilişkiler, aşk ve ruhsal durumu yönetmek üzere tasarlandığını biliyormuş. Çizimlerin sadece birer sembol değil efsun olduğuna eminmiş.


İnsan iradesini etkileyen bu tipte taleplerden hoşlanmaz ve derhal geri çevirirmiş fakat daha ağzını açmadan, gezgin elini kaldırarak onu susturmuş. Sonra da cebinden kocaman kadife bir kese çıkarmış ve yavaşça şıngırdatarak masanın üzerine bırakmış. “Benim kalmak için pek vaktim yok ancak ulağım kasabada konaklıyor ve seni tüm karışımları tamamlayana kadar bekleyecek. Bunu bir ilk ödeme gibi kabul edebilirsin. Eğer başarılı olursan sana kalan ödemeyi de yapacağım.” Her ne kadar emirler yağdıran bu adamın tavırlarından hoşlanmamış olsa da içten içe bu parayı kazanmak istiyormuş. Bu kazanç sayesinde kendisine eş bulmak konusunda ısrarcıailesini susturabilir ve özgür olabilirmiş.

Hepsini aynı anda yapamayacağı için gezginden tam on beş gün süre istemiş. Öncelikle ateş elementi için bir mum üzerinde çalışmaya karar vermiş. Bu mumun içerisine koyacağı bitkisel yağlar sayesinde ritüelin ilk aşamasını güçlü başlatabileceğini düşünmüş.


Bu sırada Alie aniden masalına ara vererek ayağa kalktı ve tezgahının arkasındaki dolaba doğru ilerledi. Birkaç koyu renkli küçük esans şişesi alarak önümdeki sehpaya hepsini dizdi. Sonra ateşin üzerinde ağır ağır kaynayan kazana biraz daha su ekledi ve yanıma gelerek “Her bir şişenin içine bir bitkinin özünü hapsettim.” dedi. Ben onları koklarken devam etti “Bunu yapmak zaman alıyor elbette, çünkü var olan yağları kullanmak yerine kendi yağlarımı üretiyorum. Mesela şu anda kazanda lavanta var.”


Koltuğa dönüp masalın neresinde kaldığını düşünürken…


Serona bitkilerini seçerken öncelikle lavanta kullanmaya karar vermiş. Hava elementi grubuna dahil ve maskülen sınıfa ait bu bitkiyi, genellikle kokusunun güzelliği ve sakinleştirici özelliği sebebi ile uyku ve huzur için kullanmayı tercih edermiş. Ancak lavantanın bir diğer kullanım alanı da duygular üzerineymiş. Yani ilişkilere denge ve cazibe katmak için de pekala kullanılabilirmiş. Bu bitkinin gücü ile karışımdaki enerjiyi yükseltmek istiyormuş. Bu niyetle bir miktar lavanta yağı hazırlamaya karar vermiş. Tüm bitki ve karışımlara tek tek niyetini aktarmak vakit aldığı için hızlı metotlar tercih ediyormuş. Mum için lavanta yağını hazırlarken şimdi benim yaptığım yöntemle, yani kavanoza koyduğu sabit yağın içerisinde (ki genellikle ben susam veya hindistancevizi kullanırım) lavantayı tam 6 saat boyunca haşlayarak bitkinin önce yağını çıkarmış. Ancak burada öncelikle dikkat edilmesi gereken nokta yağı kaynatıp yakmamak ve kavanozun kesinlikle hava alamaması. İçine bir damla su kaçarsa yağ bozulur.


Bu nedenle onu belli bir ısıda tutmak için kazana aralıklı olarak soğuk su ilave etmeli ve lavanta özünü bırakana kadar beklemelisin. Bitkilerin yağını kendin çıkarmak durumunda değilsin elbette ancak Serona müşterisini hayal kırıklığına uğratmamak adına güçlü bir karışım elde etmek istiyormuş. Bu nedenle yağı hazırladığı her aşamada niyetini bir tekerlemeye dönüştürerek aktarmış.


Bu sırada gülümseyerek Alie’ye bakıyordum. “Peki sen de bu karışıma mırıldanıyor musun?” Kahkaha attı ve önümüzdeki şöminede ağır ağır kaynayan kazanı göstererek “İlle bir şarkı mırıldanmam gerekmiyor. Şu anda sana bu masalı anlatırken aslında niyetimi aktarmış oluyorum. Karmaşık olan aslında bunun bu kadar basit olması.” Dayanamayıp “Haydi devam et o zaman masalına.” diye hevesimi gösterdim, o da muzip bir gülümsemeyle devam etti.


Her neyse, Serona karışımda kullanacağı bir diğer bitki olan biberiye için de aynı yağa dönüştürme işlemini uygulamış. Ateş elementi ve maskülen sınıfa ait, oldukça güçlü bir bitki olan biberiye yağını, sadakat ve cesaret vermesi için niyet ederek hazırlamış. Üçüncü gün sıra ıtır bitkisine gelmiş. Hermafrodit bir bitki olan ıtırı, tatlı kokusu ve toprak elementini desteklemesi sebebiyle eklemiş. Hava ve su elementlerine ait bitkilerin hızlı, başına buyruk ve yüksek enerji etkisini toprağın sakinliği ve ağırlığı ile dengelemiş. Itırı hazırlarken niyetini romantik ve uzun bir ilişkiyi temsil etmesi adına fısıldamış.


Sadece yağları hazırlaması üç gün sürmüş. Buna rağmen Serona muhteşem bir mum hazırlayacağına emin, kalan malzemelerini almak üzere çarşıya çıkmış. Sık sık alışveriş yaptığı dükkanlara uğrayarak bal mumu ve soya mumu aramış. (Ben soya kullanıyorum, bal mumu fazla hızlı yanıyor ve hemen tükeniyor.)

Gezinmeyi en sevdiği yer de kalabalıktan uzakta, kasabanın sırtlarında bulunan, annesinin çok eski bir arkadaşına ait büyük seraymış. Hazır malzeme almak için çıkmışken oraya da uğrayıp ne var ne yok bakmaya karar vermiş.


Günlerdir konsantre bir şekilde niyetlerin, yağların ve kokuların içinde çalışmaktan sersemleyen kafasını biraz olsun dağıtmak istiyormuş. İçeri girdiğinde çöl sıcağının kavurduğu sokak, taştan ferah duvarların arasında serinlemiş. Serona saçlarını toplayarak terleyen ensesini serinletirken evin yaşlı sahibiyle karşılaşmış. Sohbet ederken seraya doğru ilerlemişler. Bu oda diğerlerinden farklıymış, tavanında aralıklı dizilmiş yuvarlak deliklerden güneş gelirken, oda boyunca açılmış su kanalları sayesinde içerisi bitkilerin ihtiyacını karşılayacak şekilde nemli kalıyormuş. Tam ortada ince uzun mermerden yapılmış küçük bir havuzun yanına gelmişler. Adam Serona’ya istediği gibi gezebileceğini ve işi bitince kendisini oturma odasında bulabileceğini söyleyerek uzaklaşmış. Minyatür bir ormanı andıran bu bahçede pek çok çiçek ve nadir bitkiye rastlamak mümkünmüş. Elbette çiçeklerin arasında da yaşlı adamın oğluna.


Serona onunla ilk kez karşılaşıyormuş. Güçlü duruşunun yanında nazik elleri bitki bakımında maharetli görünüyormuş. Göz göze gelince hemen işlerini bırakarak kibarca Serona’yanasıl yardımcı olabileceğini sormuş. Serona yaşadığı heyecan ve strese karşısında kendine şaşırarak, yanlış anlaşılmamak için aklına gelen bitkilerden birini sormuş ve sohbeti geçiştirmeye çalışmış. Genç adam buna karşılık elini uzatarak kendini tanıtmış “Merhaba ben Ezra.” yanakları kızaran Serona, ciddiyetini bozmamak için çaba gösterirken Ezra onu daha fazla tedirgin etmemek için aradığı bitki konusunda yardımcı olabileceğini söylemiş. Anlattığına göre uzun süredir farklı şehirlerde kral için görev yapan Ezra, evine döneli çok kısa bir süre olmuş. Bitkiler konusunda fazlasıyla bilgiliymiş… Elbette aynı kendisi gibi bilgili, güzel ve belli ki flört konusunda fazlasıyla acemi Serona’yı gördüğü anda etkilenmiş. Tenine sinmiş bitki ve çiçeklerin kokusu, güneşte buğday demetleri gibi parlayan saçları aklına ve kalbine kazınmış.


Serona eve döndüğünde dengesini şaşırtan bu gizemli adamı düşünmekten kendini alamıyormuş. Yine de böyle duygulara yenilerek işini aksatmamalı ve o parayı kazanmalıymış.


Kendine bir bardak keçi sütü koymuş ve odaklanarak tezgahının başına geçmiş. Öncelikle yarım kilo mum ve her bir kavanoza dökeceği yağ karışımı için 100CC’lik kavanozlarını ve 16mm pamuk fitillerini hazırlamış.


Yağları karıştırmak üzere meşe ağacından yonttuğu tahta bir karıştırıcı kullanmış. 60 damla lavanta, 30 damla biberiye ve 20 damla da ıtır yağı eklemiş. Bildiğimiz üzere bu karışıma kendi hazırladığı özel bir yağ daha koymuş. Bir mum için toplam 120 damla yağa ihtiyacı varmış. Lavanta, biberiye ve ıtır haricinde geriye kalan 10 damlanın sırrını bilmiyoruz,fakat bu muhteşem tarifi uygularken kendi karışımımızı yaratabilir ve bu 10 damlayı dilediğimiz gibi değerlendirebiliriz değil mi? Mesela ben sedir veya portakal eklemeyi de seviyorum.


Serona yağları karıştırdığı kavanoza 50 derecede ısıttığı mumu da ekleyerek iki sıvıyı homojen bir şekilde birleştirmiş. Sonra dibine fitilleri sabitlediği 5 adet kavanoza eşit miktarlarda bu mumları dökmüş. Her adımda malzemeleri avcunun içine alıyor ve niyetini fısıldayarak ilerliyormuş. Mumlar bekleyip biraz donduğunda üzerine şans getirmesi için küçük sitrin taşı parçacıkları serpmiş ve kapaklarını kapayarak dinlendirmek üzere kaldırmış.

Mumu yakacak gizemli müşterisi için de not kağıdına şu şekilde yazmış: Bu mumu her seferinde sadece 2 saat yakabilirsin ve her gün her birini sadece bir kez.


Masalını burada bitiren Alie fokurdayan kazanını ateşten almak üzere kalkınca “Eeee ya kralın istediği diğer iki karışım?” diye sordum. Alie muzip muzip gülümseyerek tezgahının başına geçti. “Eh, onları da bir sonraki buluşmamızda anlatacağım. Bu her ne kadar basit bir sipariş gibi görünse de Serona için bu karışımları hazırlamak daha sürecek unutma. Ayrıca farkında olmasa da fısıldadığı niyet, kendi iradesini ve doğal olarak eğilimlerini de etkiliyor. Aynı bu masalı dinleyen ve bu mumu koklayanlar gibi.”


Onu karışımlarıyla baş başa bırakarak yüzümde sıcacık bir gülümseme ile evime döndüm. Hava karlıydı fakat sakindi. Alie bana da kendi hazırladığı mumlardan birini vermişti. Fakat içimde bir kıpırtı hissediyordum ve ayaklarım beni o gün şehir merkezindeki yeni açılan kafeye götürdü. Şans eseri oturmak için seçtiğim yanlış masa yüzünden bir adamla tanıştım. Bu adam, akademisyen olarak şehre yakın bir üniversitede çalışıyordu. Hem zeki hem de hoş bir insandı. Onunla sohbet ederken kulağımda Alie’nin anlattığı masal vardı. “Ayrıca farkında olmasa da fısıldadığı niyet, kendi iradesini ve doğal olarak eğilimlerini de etkiliyor. Aynı bu masalı dinleyen ve bu mumu koklayanlar gibi…” Fakat masalın devamını da aynı bu yeni tanıştığım insanla olabilecek geleceğim gibi tahmin edemiyordum…


Bu ritüelin biraz uzun bir deneyim süreci var, her adımda yeni bir bölüme geçmek gibi. Bu nedenle ilerleyen günlerde diğer iki karışımı ve masalın devamını, ben nasıl öğrendiysem sizinle de öyle paylaşacağım. O zamana kadar, “10 Damlanın Sırrı” sihri sizinle olsun!


 

Yorumlar


bottom of page